BİNBOĞALAR EFSANESİ

Matematiği çok sevdiğimi yıllar önce bir eğitimde fark etmiştim. O zamana kadar matematikle arası limoni olan biri sanıyordum kendimi. Ama hocam hayatın neredeyse her alanına yerleştirdiğim formülleri ve matematiksel işlemleri fark ettirmişti bir gün. Ve bu farkındalık kırılan cam etkisi yaratmıştı zihnimde. Cam kırıklarının ardında ise havada uçuşan denklemler, formüller, toplamalar, çıkarımlar ve çarpımları görmüştüm karşımda. Matematik güvenliydi, 2+2’nin sonucu belliydi. Hakkında kimi tartışmalar sürüyordu belki… Ancak güncel koşullarda netti, sadeydi ve o sadeliğiyle gösterişliydi. 

“Bu gece beş mayısı altı mayısa bağlayan gecedir. Bu gece denizlerin ermişi  İlyasla karaların ermişi Hızır buluşacaklar. Dünya kurulduğundan bu yana bu iki  ermiş her yıl, yılın bu gecesinde buluşurlar.“

Hayat bu ya… Nereye-nasıl bakarsanız, orayı büyütürsünüz. Ve hayat size onunla ilgili konuları çıkarır karşınıza ya da fark etmenizi sağlar. Hayatın matematiği pek çok öğretiler yahut disiplinler aracılığıyla farklı anlamlarda karşıma çıkmıştı. Ben de kendimce kendi hayatımın matematiğine baktım. Bir ara çözdüğümü de sandım. -Tatlı ve komik Figen, Ah Figen… :)) – Ama sonra o formüllerden sıkıldım… Nasıl desem? Bana aktarılan, birtakım öğreti ve dayatmalarla edindiğim bu formüller benim hayatımda artık güncel değillerdi, biliyordum. Üstelik artık kullanmak da istemiyordum. 

“Eğer bir yıl buluşmayacak olsalar,  denizler deniz, topraklar toprak olmaktan çıkar. Denizler dalgalanmaz,  ışıklanmaz, balıklanmaz, renklenmez, kururlar. Topraklar çiçeklenmez, kuşlar,  arılar uçmaz, ekinler yeşermez, sular akmaz, yağmurlar yağmaz, kadınlar,  kısraklar, kurtlar, kuşlar, börtü böcek, tekmil yaratık doğurmaz. Eğer onlar  buluşamazlarsa… Kıyametin habercileri Hızırla İlyas olacaktır.”

Yazılım dünyasında bir bug olsa dahi “çalışıyorsa bırak, dokunma” kuralını kullanmak gibiydi, bu formüllerle hayata devam etmek… Ama bu olacak olan sonu sadece ertelemekti. Bir başka ifadeyle ağzı tıka basa dolu bir yüklük gibi hayal ediyordum. Yüklüğe her şey tıkıştırılmış ve bir gün orası yıkılacaktı. Bunu öngörmek için Nostradamus olmaya gerek yoktu ki… Yüklük belki ufak bir parçayı çekiştirirken yığılacaktı önüme veya bir gün kendiliğinden… Başka bir yol da vardı. Olacak olan belliydi işte ve yapılması gereken de. Yazılımın bir gün tam da acil bir işim varken tümden hata vermesini yahut başka bir ifadeyle yüklüğün üzerime yıkılmasını beklemedim. Ben de yaptım ve o yola girdim. Döktüm yüklüğü önüme hiç düşünmeden ya da başka ifadeyle aldım bakıma yazılımı ve başladım baştan yazmaya… 

Artık adına yeniden inşaa mı demeli? Yenilenme mi? Yoksa kendini baştan yaratma mı? Yahut Feriha mı onu bilemem.(Sorry, not sorry!) Bir şeyler değişti ama bir sorun vardı. 

“Hızırla İlyas her yıl dünyanın bir yerinde buluşurlar. Onlar o yıl hangi yerde  buluşmuşlarsa orada bahar bir başka türlü patlar, o yıl çiçekler daha bol, daha  büyük, her yılkinin birkaç misli iri açarlar. Arılar daha renkli, daha kocaman  olurlar. İneklerin, koyunların sütleri daha bol, daha besleyici olur. Gök daha arı,  daha başka mavilenir. Yıldızlar daha irileşir, daha parlaklaşırlar. Saplar  başakları, ağaçlar çiçekleri, meyveleri götüremezler. İnsanlar o yıl daha sağlıklı  olurlar, hiç hastalanmazlar. O yıl ölüm de olmaz. Ne bir kuş, ne bir karınca, ne  arı, ne kelebek ölür.”

Başlarken kurguladığım formüller çalışmadı. Zaman dedim, devam etmeli… Ama olmuyordu. Düştüm, bu uğurda feragat ettiğim nice şey oldu. Olsun, nasılsa hayat boşluğu sevmez, “yerine çiçekler doldurur” dedim. Devam ettim. Bir yerde tıkandım. “Eski formüller aktif mi acaba?” dedim. Denedim ama hayır! Onlar çoktan tarih olmuştu. İyi de şimdi ne yapmalı? 

“Hızırla İlyasın buluştuğu an, biri mağrıptan, biri maşrıktan iki yıldız doğar,  yıldızlar Hızırla İlyasın buluştuğu yerin üstüne kayarak gelirler, tam Hızırla  İlyas birbirlerinin elini tutarlarken onlar da birleşirler, tek bir yıldız olurlar.”

Devam ettim. Durdum. Bir bilene danıştım. Bıraktım. Sonra bilmeyene de danıştım. Sayısız denemelerim oldu, farklı öğretiler, yollar… Ah neler neler! İzliyorum şimdi… Başta sandım ki, bir şeyler değişti de ben aynı kaldım. Her şey benden uzaklaştı ve bu evrende görünmez oldum sandım. Ben de değiştim diye düşünürken, öyle bir an geldi ki… Zaman ilerlemiş, her şey değişmiş ve ben aynı kalmışım gibi düşündüm. 

“Hızırla İlyasın üstüne ışık olup sağılırlar. Hızırla İlyasın el ele tutuştuğu,  yıldızların gökte birleştiği an dünyada her şey durur, akarsular kirp diye  oldukları yerde donmuşçasına durur kalırlar, yeller esmez, denizler dalgalanmaz,  yapraklar kıpırdamaz, damarlardaki kan akmaz, kuşlar uçmaz, arıların kanatları  titremez. Her şey durur, hiç, hiçbir şey kıpırdamaz. Yıldızlar akmaz, ışıklar  yürümez. Dünya bir an için ölür. Sonra her şey birden uyanır, dehşet bir yaşam  patlar.”

Zaman başkalaştı, hayaller ara ara gelecekten bir silüet gibi karşımda belirdi, tutundum. Bazen başkalarında can buldu, bazen zaman aşımına uğradı. Kendini gerçekleştiren kehanetlerimle kendimi oyunda sandım. Hızırım hiç gelmemiş, İlyasım da kaybolmuş sandım. Çığlığım kör karanlıkta yankı bile bulmamış, görüntüm silikleşmiş, ben bir varmışım ama hiç yokmuşum sandım.

“İşte bu gece sabaha kadar insanlar birleşen yıldızları görmek için evlerden  dışarılara uğrarlar, yüksek yerlere, dam başlarına, minarelere, tepelere, dağ  başlarına çıkarlar. Bir de su başlarını beklerler. Çeşmelerin, pınarların, çayların  başlarını beklerler. Gözlerini sudan ayırmazlar.”

Ansızın cılız bir ışık göründü, sonra büyüdü ve nasıl oldu bilmiyorum kalktım ayağa. Tüm renkler canlandı, sesler netleşti, yol belirdi. Gerindim önce, hasar tespiti yaptım ve zaten devam ediyor olduğumu fark ettim. 🙂 İlerlemeyi hep düz bir çizgi sanıyoruz. Oysa bazen kendini en başta bulurmuş insan, buldum. Bazen umuduna sırt çevirmek istermiş insan, çevirdim. Bazen kendi çığlığına sağır olurmuş insan, oldum. Tam “yenildim” dediğin anda bunun da ilerlemenin bir parçası olduğunu anlarmış insan, anladım. 🙂 Belki yarın yine düşerim ama artık biliyorum; yol, düşene de aittir.

“Kim ki gökyüzünde yıldızların birleştiğini görür, o anda ne isterse olur. Ama  ne isterse.”

Yorum bırakın