UMUT SEN NE GÜZEL ŞEYSİN

“Karanfil kokuyor cigaram cigaram,
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…”

Gözlerim kapalı, radyodan yükselen sese dalıp gitmiş aklım. Dışarı çıkmayı da burada oturmayı da düşünmemiştim aslında. Yataktan nasıl kalktıysam öylece kendimi bu kahvaltı salonunun bahçesinde buldum. Üzerimde eşofman, saçım başım dağınık.

“Dışarı çıkmanın bir adabı var,” derdi babam. Eşofmanla çıkamazsın mesela. Ne de olsa eski adamdı. Bir beyefendi, bir hanımefendi gibi görünmeliydin ele güne karşı. Her daim.

Şu halimi görse suratını asar, huysuz huysuz bir şeyler söylenirdi muhtemelen. O halini hayal ettim. Gözlerim hâlâ kapalıyken gülümsedim.

Sabahın sekizi. Karşımda deniz. Havada güneşin ılık dokunuşu ve uzaktan gelen iyot kokusu. Çimlerin üzerinde çıplak ayaklarım olmasa da neredeyse öyle hissediyorum. Ve ben hayatımda ilk defa bu kadar umarsızım.

Derken karşımdaki ışık biraz karardı. Gözlerimi kısarak yavaşça açtım. Enver Abi. Kahvaltı salonunun sahibi. Elinde bir bardak çay.

“Çay isten mi?” dedi. Çayı çoktan masaya bırakmıştı bile. Bu, aslında “Çay getirdim, iç de biraz sohbet edelim.” Demekti. “İsterim.” dedim gülerek.

Karşımdaki sandalyeye, bana yan duracak şekilde oturdu. Çayından bir yudum aldı. Sonra biraz durdu. Beni yandan süzdüğünü hissettim. “Bugün biraz…” Durdu. “Değişiksin.” dedi süzerek.

“İlahi Enver Abi,” dedim. “Şimdi iyi mi laf ettin, kötü mü belli değil. Sen daha değişiksin.”

Güldü. Çayını içmeye devam etti. Ben de sustum. Aslında ona anlatmak istediğim çok şey vardı.

“Bugün farklı kalktım be abi,” demek istedim.

“İlk defa olmak istediğim gibiyim. Bir kaygım yok. Şu halim belki birazdan geçer, zararı yok. Bu hissi yaşadım ya, o da yetti. 

Kendimi hissettim. Hatalıyım. Kusurluyum. Ama insanım.

Hatadan kaçtıkça olmadık hatalar yaptım. Kusursuz olmaya çalıştıkça türlü kusurlarım oldu. Tam kendimden memnun olduğumda kendimi kaybettim. Özetle, insanca hatalarımı kendime dert edindim ve bu uğurda mutsuz oldum.

Bak bu günüme. Dünkü aklıma göre birçok yanlışım var. Ziyanı yok.

İnsan olmaya çalışırken insanlıktan uzaklaştım. Yoruldum. Çok yorgunum be abi. Hani gelsen şimdi, iki elinle omuzlarımı sıksan… Sanki tuzla buz olacak kemiklerim. Öylesine eskimiş hissediyorum kendimi.

Hiç mi sevmedim ben gerçekten kendimi bunca zaman? Bir kez olsun kendim için yapmadım mı bir şey? İyice düşünüyorum. Tüm hayatımı gözden geçiriyorum. Onca şeyi gerçekten yapmak istediğim için mi yaptım, yoksa birileri ya da koşullar beni o tarafa ittiği için mi? Kim bilir…

Ama bak, bugün farklı. Bugün her zamanki şeyleri yapmadım. Buraya geldim. Sen de fark ettin sahi. Değişmişim. Değişmek istiyorum Enver Abi. Bu kez kendim için. Sadece kendim için…”

Bunların hiçbirini söylemedim.

Söyleseydim Enver Abi muhtemelen öylece kalırdı karşımda. Belki çayından bir yudum daha alır, belki de “Ee, iyi o zaman.” derdi.

Bilmiyorum. İçimde kaldı yine kelimeler. Boğazımda düğüm oldu. Ama bu kez o düğümü çözmeye çalışmadım. Bu anın beni etkilemesine, bu güzel sabahı kendi elimle ağırlaştırmama izin vermedim. Kara bulutları dağıttım, güneşe baktım. Bir gün olsun ailemi düşünmek istemedim. İşimi, yakınlarımı, tanımadığım insanları, kaygılarımı, önümdeki belirsizlikleri, kuralları, hayallerimi, ideallerimi ve girmeye zorlandığım, bazen de kendi ellerimle içine girdiğim kalıpları… Hiçbirini.

Bir şey düşünmek istemedim. Sadece güneşi düşündüm. Ayağımın altındaki çimenleri. Uzaktan gelen denizin kokusunu. Ve şu an dünyadaki tek derdimin güneşin gözlerimi kısarak bakmama sebep olması olsun istedim. Ha bir de soğuyan çayım.

Dünya dönüyor. Mevsimler değişiyor. Bahar geliyor. Tüm mevsimlerin ayrı bir havası vardır ama baharınki başkadır. Sanki dünya, uzun zamandır tuttuğu nefesi usulca bırakır. Ağaçlar bunu bizden önce bilir. Toprak bilir. Deniz bile bilir belki. İnsan bazen en son kendisi fark eder.

Bak, yine güzel geldi bana bahar. Belki de güzellik dediğimiz şey biraz bundan ibarettir. Her şeyin güzel olması değil. İnsanın, her şey güzel değilken bile güzel bir sabaha denk gelmesi. Kim bilir…

Belki her şey çok güzel olur. İçimde filizlenen o tuhaf, sıcak duyguyla Yaşar Kemal geldi aklıma. İnsanın diline umudu bu kadar güzel bırakan adamlardan birini anmak istedim. Sonra düşündüm.

Belki umut, insanın başına gelecek güzel şeylerin garantisi değildir. Belki sadece yeniden başlayabileceğine dair küçücük bir işarettir. Bir sabah kahvaltı salonunun bahçesine pijamayla oturabilmek gibi. Babasının ne diyeceğini bile bile gülümsemek gibi. Soğuyan çayın farkına varmak gibi.

Ve yıllardır kendinden uzak durmuş bir insanın, bir sabah ansızın kendine dönmesi gibi. Umut, sen ne güzel şeysin.

Yorum bırakın